|
TATLIBELAwrote:
10 DAKİKA SONRA ÖLECEK OLSAYDIN
======================== Soruyorum da; 10 dakika sonra ölecek olsaydın, kimin umurunda olursun? Çok değer verdiğin, spaces live'nin mi? En fazla şu olur; arkadaşımızı kaybettik, gönlümüzdesin işte efendime söyliyeyim... Spaces live'ne herkes başsağılığı mesajı koyar... Belki de; herkes imzasına "seni kaybettiğini" yazar... Çeşitli yazılar yazarlar, felan ama kimin umurunda olursun gerçekten? Yokluğun kime koyar? Kim seni arar? Kim özler? Kim ağlar? Kim arkandan ağıtlar yakar? Sevgilin mi? Hayır değil... Çok aşıksanız birbirinize, en fazla 1 - 2 sene kimseyle çıkmaz, kimseye bakmaz... İlk başlarda çok ağlar belki... Ya sonra? Evde oturup; senin geri gelmeni mi, bekleyecek? Hayır... Seni severek mi, ölecek o'da? Hayır... Ne olacağını, söyliyeyim mi? U N U T U L U R S U N ... Çünkü hayat devam eder... Gerçekten bişeyler bıraktığını sanırsın, bu dünya'ya... Ancak; bir halt bırakmamışsındır... Kimse beni unutmaz, unutamaz dersin ... Ancak; unutulur gidersin... Hayat böyle birşeydir, işte... Kabullenirsin, istesende istemesende... Gerçekten; kim senin yokluğunu önemser, kankan mı? Değil... Zamanla; o'da, unutur seni... Herkes gibi... Sen nasıl herkesi unutabiliyorsan ve unutulabiliyorsan, herkes'de seni unutur... Ancak; sadece "ailen" gerçekten üzülür.. Gerçekten onların en fazla yüreği yanar... Ya sonra; onlarda unutur zamanla... Acını zamanla, onlarda arada bir hatırlayanlardan olur... Kabul etsende, etmesende... 10 dakika sonra ölecek olsaydın, kimin umurunda olursun? Cevap belli, sonunda "hiç kimsenin" olur, değil mi? Beni bile tanımıyorsun, işte örnek... Sadece sen varsın aslında, diğer herkes yalandır... Sen ve dünya'da iken, yaptıkların vardır... İstesende istemesende yazıyı okuyup veya silp geçsende... Sadece sen varsındır... Yalnızsındır.. Ama; 10 dakika sonra ölecek olsaydın, kimin umurunda olursun? Tabiki, benim umrumda olursun... Bak ben söylüyorum hâlâ; ÖLÜM var diyorum, kaçış yok... 10 dakika sonra ölmeyiz ama birgün mutlaka hepimiz öleceğiz... İşte, ben söylüyorum ve o karanlık yolu aydınlatan ışığı gösteriyorum... Bu dünya'da ne yaptıysak; öteki dünya'da karşılığını alacağız... Hiç olmazsa; 5 vakit namazı kılmıyoruz... Oruç tutmuyoruz... Zekat vermiyoruz... En azından hiç yapmamaktansa; birazını yapmak, hiç yapmamaktan daha iyidir... Boş fırsatını buldukça namazını kıl, orucunu tut, zekatını ver... Beni yanlış anlama, benim bunda hiçbir kâr'ım yok... Ne yaparsan, kendine yaparsın... Seni zorlayamam... Karar sana ait... Yüce rabbimiz; biz aciz kullarını her daim namaz kılan, her daim oruç tutan ve her daim yaradan Rabbimizin ismini zikreden kullarından olmayı nasip etsin... (Cümlemiz için Amin diyorum...) Yazan : Osman YALÇINKAYA
Apr. 18
|
|
|
Soner Durutürkwrote:
Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar . Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş . Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor. ' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir sey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmıs, bak demiş kocasına ' çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?' 'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş kocası. Hayatta böyle değil midir ? Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır . Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce Kalp(pencere) durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir !... Selam ve dua ile allaha emanet olunuz kalplerimizin, herzaman, pencerelerimiz gibi temiz olması temennilerimle
Mar. 17
|
|
|
TATLIBELAwrote:
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi...
Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar... Adam çok susamıştı... Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken,birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın... Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: "Affedersiniz... Burası neresi?'' Kadın ona gülümsedi:"Burası Cennet, efendim". Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi. "Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım".... Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin...içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....." Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim,köpeğiniz sizinle gelemez...hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu, düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye koyuldular.... Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... Adam sordu:" Affedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??" Dede "içeri gel" dedi... "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var...." Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?" Dede " Tabii..." dedi. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi...biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.... Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.... Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: "Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet" dedi.Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur...? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..." Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama orası Cehennem.." Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz...çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...." Dostlarınızı yarı yolda bırakmayın.Bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır.Dostumla birlikte gidebileceğim yer sadece cehennem ise bende oraya giderim... Hayata değer bir yasam, sevmeye değer bir aşk,dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme. Ne eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma!
Mar. 17
|
|
|
TATLIBELAwrote:
İ S T İ Ğ F A R
Allah'tan günah ve hatalarının bağışlanmasını isteme, mağfiret dileme. İstiğfar lafzını veya manasını içeren her duaya istiğfar denir. Gerek Kur'an-ı Kerîm'de ve gerekse hadis-i şeriflerde istiğfar teşvik edilmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de; "Rabbinizden bağışlanma dileyin. Doğrusu o, çok bağışlayandır" (Nuh, 71/ 10), "(Ey Muhammed) Sabret! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah överek tesbih et" (el-Mümin, 40/55) buyurulur. Peygamber efendimiz kendileri istiğfara devam etmiş, ümmetini de teşvik etmiştir (Buhârî, Deavât, 3; Tirmizî, Tefsîru Sûre, 47/1; İbn Mâce, Edeb, 57). Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz: "Vallahi ben Allah'a günde yetmiş defadan çok istiğfar ediyorum" buyurmuştur. Başka bazı hadislerde Hz. Peygamberin günde yüz defa istiğfar ettiği belirtilir (bk. Müslim., Zikr, 41; Ebû Dâvud, Vitr, 26; Tirmizî, Sûre, 47/1). Bu nedenle Ebû Hüreyre: "Peygamberden daha çok istiğfar edeni görmedim" (el-Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, l V, 210) demiştir. Bir günah işlendiği zaman, bunda ısrar etmemek, hemen tövbe istiğfar etmek vaciptir. Peygamberimizin ifadesiyle, "İstiğfâr eden kimse günde yetmiş defa da günah işlemiş olsa bunda ısrar etmiş sayılmaz" (Tirmizî, Deavât, 107). İstiğfarın Allah nezdindeki değeri bir hadiste şöyle ifade edilir: "Kim yatağına girince üç defa; "estağfirullâhe'l-Azîm ellezî Lâ İlâhe İllâ hüve'l Hayyu'l-Kayyûm (Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran yüce Allah'tan bağışlanmamı dilerim)" derse, Allah günahlarını deniz suyunun damlaları kadar çok olsa da bağışlar" (Tirmizî, Deavât, 17) buyurulmuştur. Sadece dili ile istiğfarda bulunmak yeterli değildir. Niyeti ve amelleri de dilini doğrulamalıdır. Tövbenin en makbul olanı, günahtan kesin dönüş yapılarak, Allah'tan bağışlanma istenmesidir. Buna "nasûh tövbe" denir. Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle (nasûh tövbe) edin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nûru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphesiz Sen, herşeye kadirsin derler" (et-Tahrim, 66/8). Bir mümin kendisi için tövbe edeceği gibi, ölmüş olan veya hayatta bulunan ana-baba, hısımları ve diğer müminler için de istiğfar edebilir. Bu dua sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın onları bağışlaması umulur. Kur'an-ı Kerîm'de bu konuda çeşitli dua örnekleri bulunur: "Ey Rabbimiz... bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et" (el-Bakara, 2/286); "Musa şöyle yalvardı: Rabbim, beni ve kardeşimi affet. Bizi merhametine garket" (el-A'raf, 7/151); "Babamı da bağışlayıp hidâyete erdir. Çünkü o, sapıklardandır" (es-Şuarâ', 26/86); "Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, annemi, babamı ve bütün mü'minleri affet" (İbrâhîm, 14/41). Seyyidü'l-İstiğfar Duası: Bu dua konusunda şöyle bir hadis nakledilir. Resulullah (s.a) buyurdu ki; "İstiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: "Allâhümme ente Rabbî, Lâ İlâhe İllâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike me'steta'tü, eûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûü leke bi ni'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe'gfirlî fe innehû lâ yeğfiru'z-l; zünûbe illâ ente" Anlamı:"Allah'ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va'din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez." Hz. Muhammed (s.a.s) daha sonra şunları ekledi: "Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi Cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse Cennet ehlindendir" (Buhârî, Deavât, 2).
Mar. 5
|
|
|
ÇAYLAK ÇAYLAKwrote:
SELAM KONUK SEVMİYORSUN GALİBA
NİYEMİ EEE KONUK DEFTERİN YOOOOOOOK BYE BYE BYE
Feb. 23
|